Saim Orhan’la Röportaj

1.Ayna Fikri nereden çıktı? Ayna haber programı Ayna Gezi-Belgesele nasıl dönüştü?

Ayna fikri ilk 1992 yılında ortaya çıktı bir haber programı olarak. Ayna gibi herşeyi bütün gerçekliğiyle yansıtalım dedik. Ne gördüysek, ne gözlemlediysek her şeyi olduğu gibi yansıtalım dedik bu programda. 1995’te yavaş yavaş yurtdışı dosyalara kaymaya başladık. Türkiye’de gezi-belgesel alanındaki boşluk bizi böyle bir program yapmaya sevk etti. İşin içine girince böyle bir şeye ne kadar ihtiyaç olduğunu daha iyi anladık.

2. Dünyanın birçok ülkesini gezdiniz. Hangi ülkeler sizi daha çok etkiledi, Niçin?

Zannediyorum Afrika ülkeleri bizi daha fazla etkiledi. Onca doğal zenginliğin içinde fakirlik yaşayan sömürülmüş Afrika ülkeleri. Afrika ülkeleri  zannediyorum sömürge düzeninin bir ülkeyi ne hale getirdiğini görmek için çok güzel örnekler. Malları elinden alınmış, kendileri köleleştirilmiş ve şimdilerde de aç ve fakir insanlar topluluğu.

3. Değişik ülkelere gidiyorsunuz, oraların kanunları ile ters düştüğünüz şeyler oldu mu? Böyle bir tehlike atlattınız mı? Unutamadığınız bir hatıranız var mi?

Ayna olarak bir ülkeye gitmeden önce iyi bir çalışma yapıyoruz. Çekim izinlerini alıyoruz. Bütün altyapıyı hazırlıyoruz. Eğer bunlar yapılmasa ciddi sıkıntılar olabilirdi çekimler sırasında. Çünkü özellikle bazı ülkelerde resmi izinler çok önemli.

4. Savaş bölgelerini gezdiniz mi? İzlenimleriniz?

Savaş bölgelerinde çekimler yaptık. Afganistan’da gece ve gündüz cephedeydik. 14 yaşında ellerinde Kaleşnikof tutan çocukların durumlarını gördük. Kalem, kitap, defter yerine silah tutuyordu bu çocuklar. Bombalar altında kaldık. Taliban üzerimize Ayna ekibini hedef alarak 4 bomba gönderivermişti. Allah’ın yardımıyla kurtulduk Taliban bombasından. Cephede savaş, ülkenin diğer kısımlarında ise hayatta kalma mücadelesi sürüyordu. Açlık, susuzluk ve yoksullukla mücadele ediyordu halk. Eğitim ve öğrenim süremiyordu doğal olarak.

5. AB surecinde Türkiye’ye bakış nasıl?

Hiç beklemediğimiz ülkelerde Avrupa birliğine giriş için başlattığımız mücadelenin ciddi takip edildiğini gördük. Örneğin nüfusu 1 milyon 200 bin olan Maritius isimli bir ada ülkesinde bile “OOO Artık Avrupa birliğindesiniz” gibi tebrik cümleleri işittik ülkenin resmi devlet erkânı tarafından. Madagaskar’da da yine Avrupalı olarak değerlendiriyorlardı son gelişmeleri duyduktan sonra. Bu iki ülke Hint Okyanusunun ortasında Türkiye’den çok uzak ülkeler. Ama gelişmeleri bizi bile hayretler içerisinde bırakırcasına takip ediyorlar. Bu iki örnek zannediyorum yeter de artar bile.

6. Türkiye dışında Türkleri nasıl buluyorsunuz?

Bizim insanımız girişimci. Hiç beklemediğimiz yerlerde Türklerle karsılaşıyoruz. Filipinlerden tutunda, Uganda’ya, Kenya’ya kadar Kolombiya’ya kadar insanımız gitmiş ve bizi temsil ediyorlar o ülkelerde. “İşadamı olarak ekonomiye nasıl katkıda bulunuruz” sorusuna cevap arıyorlar. Eğer sorunuzda Türkiye Türkleri dışında diğer ülkelerde yasayan Türkleri kastediyorsanız o şekilde cevaplamaya çalışayım. Moldova’dan, Yakutistan’a kadar çok farklı ülkelerde Türk’leri gördük biz. Moğolistan’da, Türk Cumhuriyetlerinde, Afganistan’da ve diğer birçok ülkede. Yakut Türkleri ile dil olarak anlaşmamız epey zorlaşmış. Çünkü dile çok sayıda Rusça kelime girmiş ve kolayına geldikleri için Rusya’ya donuveriyorlar hemen. Ama birden ona kadar sayar mısınız dediğimde içinde iki-üç sayı hariç bizim gibi sayabiliyorlar Türkçe olarak. Hala Şaman dinine inanıyorlar. Gagavuz Türklerinin Türkçesi bize çok yakın. Onlar Moldova’da yaşıyorlar. Yine aralara Rusça kelimeler girmiş ama rahat bir şekilde anlaşıyoruz. Gagavuzlar ise Hıristiyanlığa inanıyor.

7. Birçok değişik din ve inanç mensubu ile tanıştınız. Sizce inançların ortak paydaları var mı? İnsanlık gerçekten bazı değerlerde birleşiyor mu?

İlkönce sunu söyleyeyim Dinlerin temelinde Allah’a ibadet var. Kore’de Bir Budist tapınağında Sürekli insanların secde’ye benzer hareketler yaptığını gördüm. Üstelik bazıları onlarca defa tekrarlıyordu. Dinlerin temelinde ibadet var. Benzeri secde hareketlerini Cin’de gördüm ve diğer bazı ülkelerde de gördüm. Dinde Yaratıcı’ya karşı saygı var. İnsana karşı saygı var. Yasaklar var. Yalan söylememe, Harama el uzatmama gibi ve bunlar çoğaltılabilir.

8.Tanıtım ve Turizm açısından bakıldığında eksikliklerimiz nelerdir?

Türkiye Turizm açısından çok zengin ama bunu değerlendiremiyor. Biz diğer ülkelerin turizm adına çok daha fazla yatırımlar yaptıklarını görüyoruz. Başka ülkelerde gördüğümüz tanıtım çalışmalarını Türkiye’de göremeyince “Neden bizim ülkemizde böylesi çalışmalar yok” sorusunu kendimize soruyoruz defalarca.

9.Gitmediğiniz yerler nereler, Yakında nerelere gideceksiniz?

Dünya’da belli başlı ülkeleri hemen hemen dolaştık. Güney Amerika ülkelerinden bazılarını hedefliyoruz önümüzdeki yıl. Birde Grönland adasında çekimler yapmayı düşünüyoruz. Buz otellerde kalıp köpeklerin çektiği kızaklarda seyahati seyircilerimize yansıtmayı düşünüyoruz inşalllah.

10.Bu birikimlerinizi kitaba dönüştürmeyi veya haftalık dergilere yazı yazmayı düşünüyor musunuz?

Bu birikimlerin kitaba dönüştürülmesi konusunda hem yakın çevremden hem de seyircilerden gelen yoğun bir istek var. Zaman zaman vaktim oldukça edindiğimiz izlenimleri konferanslarda dinleyicilerle paylaşıyorum. Belli periyotlarda olmasa bile Zaman-Pazar ekinde gezi yazıları tarzında çalışmalarımız çıkıyor. İnşallah ileride kitap çıkarma düşüncemiz de var.

11. Dünya mutfaklarından en çok hangisini sevdiniz?

Medeniyet düzeyleri ile mutfağın çok alakalı olduğunu öne suren tezler var. Siz buna katılıyor musunuz? Türk yemeklerinden başka yemekler damak tadımıza uymadığından dolayı çok zorlanıyoruz. Ama sunu söyleyebilirim, Geçmişi çok eskilere dayanan milletlerin yemek kültürü de zengin oluyor. Bir Çin mutfağı, bir Arap mutfağı farklı. Ama benim tercihim hiç şüphesiz Türk yemeklerinden tarafa olur. 

12.İş hayati bir sure sonra rutinleşir. İşi gezmek olan biri içinde böyle midir? 

Rutin olmasından ziyade zor bir iş. Sürekli seyirciye kaliteli programlar sunma isteğimiz var. Çıtayı sürekli yüksek tutmak istiyoruz. Durum böyle olunca sürekli yollardayız ve güzel şeyler çıkarmak için çalışıyoruz. İstiyoruz ki seyirci seyrettikten sonra memnun olsun. Hem görsel hem bilgi olarak doymuş olarak programdan ayrılsın. Seyircimiz kaliteli seyirci. Kaliteli seyirciye kaliteli programlar yapmak gerekiyor. Hiç işimizi gezme olarak algılamadık. Bir kere iş yaparken geziyormuşsunuz gibi olmuyor. Sürekli malzeme ve konu arayışı var. Üstüne üstlük bazen o ülkelerle ilgili zorluklarla da karsılaşabiliyoruz. Bu iklim şartı olabiliyor, temizlik olabiliyor, resmi işlerdeki yavaşlık olabiliyor bütün bunlarla uğraşırken aynı zamanda Zaman unsuru ile yarışıyoruz. Kısa zamanda programı bitirip, Türkiye’de dönüp ekrana çıkarmak zorundayız. Kısaca zor ama bir o kadar da zevkli bir is.

13. Evlisiniz ve bir ayin en az bir haftasında Türkiye’de değilsiniz? Eşiniz ile işiniz arasındaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? 

Bu gerçekten çok zor oluyor bazen 20 güne yakın Türkiye dışında olduğum oluyor bazı aylar. Bazen 1 aya yakın. Genelde Türkiye dışında 10 gün kalıyorum. Eşimden ve oğlumdan ayrı kalmak zor ve bu sürekli tekrarlanan bir durum. Bu benim açımdan zor olduğu gibi onlar açısından da çok zor. Bunu Türkiye’ye geldiğimde elimden geldiğince telafi etmeye çalışıyorum. Aynı alanlarda çalıştığımızdan dolayı eşim durumumu daha iyi anlıyor. Onun açısından çok zor olsa bile elinden gelen desdeği hiç bir zaman esirgemiyor. Benim yaptığım fedakârlıklar onun yaptığı fedakârlıkların yanında çok daha az kalır.

Yorum Yaz